Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Image Hosted by ImageShack.us


Ne mutlu TÜRK 'üm diyene...

güleryüzlü site...

*~*~*~*~* ‘ HOW HAPPY IS HE WHO CAN SAY “ I am a Turk..! " ' *~*~*~*~*

2 tane "beyin" etiketli yazı bulundu "beyin" tagli diger ogeler resimler , videolar

Kuantum fiziği , beyin ve mutluluk...

 
 

   “Yaşamdaki temel amacımız nedir?”… sorusunun en mantıklı cevabı sanırım “Mutlu olmak” olmalıdır. İstisnasız tüm insanların yaşlısı genci, yoksulu zengini, Paris’lisi İzmir’lisi…ne kadar farklı yaşam tarzlarına sahip olursak olalım ne kadar farklı çevrelerde yaşarsak yaşayalım temelde ihtiyaçlarımız aynıdır. Ancak günlük yaşam içinde hepimizin sıkıntıya girdiği oldukça mutsuz olduğu adeta aşılması imkansız bazı sorunları vardır. Bu sorunlar dış etkenlere bağlı olabileceği gibi büyük bir oranda aslında kendi düşünce sistemimizin ortaya çıkardığı sorunlardır. Bu nedenle gerçekte insanoğlu sorunları aşmaya çalışırken en büyük mücadeleyi yine kendisine karşı vermektedir. Karşılaştığımız sorun nedenli büyük yada aşılmaz olursa olsun aslında düşünce sistemimizin ortaya çıkardığı ve dolayısıyla da yine beynimizin çözebileceği sorunlardır. Burada esas olan insanın düşünce sistemini değiştirmesi yada sorunu çözebilecek şekilde soruna adapte etmesidir. Bu ise gerçek anlamda zihinsel, bedensel eğitim ve ciddi çalışma gerektirmektedir. İnsanın mutluluk sorunu felsefe, psikoloji, nöroloji, psikiyatri, sosyoloji, fizik…gibi aslında bütün bilimlerin ortak sorunudur.

   İnsan düşüncesinin oluştuğu ve yönetildiği yer olan beynimiz bilindiği gibi yaşamımıza dair olumlu yada olumsuz her şeyden adeta sorumludur. Bu durumda bütün mesele beynimizin işleyiş mekanizmasının çözümlenmesi düşüncelerin nasıl oluştuğunun ve nasıl yönetildiğinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu ise sadece nörologların yada tıp biliminin altından kalkabileceği bir sorun değildir. Zaten şuan kadar da bu alanda fazlaca bir yol kat edilememiştir. Aslında insan beyninin ürünü olan düşünce ve eylemler yine o kişinin geçmişte yaşadığı olaylar ve deneyimler tarafından belirlenmektedir. Kişilik dediğimiz kavram tüm bunların bileşkesidir. Geçmişte yaşanılan her olay deneyim yada bilgi, beyin hücrelerinin içinde bir takım protein zincirlerinin oluşmasına yada bir çeşit yolların oluşmasına neden olmaktadır. Bu yollardan daha sonra düşünce oluşumu ve yönetimi esansında elektronik sinyaller rahatlıkla geçerek çeşitli kararların alınmasını yada alınamamasını ve uygulanmasını sağlarlar. Örneğin iğne battığında acı hissini yaşamamızın yada çok sevdiğimiz bir tatlıyı yediğimiz zaman mutluluk hissini yaşamamızı sağlayan bu elektronik sinyal bağlantılarıdır. Bütün bunlar aslında yaşadığımız olaylara beynimizin getirdiği yorumla ilişkilidir ve bu yorum da beynimize yine geçmişte yaşanan olaylar esnasında öğretilmiştir. Örneğin aynı restorana gittiğimizde aynı yemeği yeme eğilimimiz bu şekilde kolayca oluşmaktadır. Sigara içen bir kişinin bir türlü bu alışkanlığından kurtulamamasının nedeni de yine budur.

   Bütün bu beyinsel aktiviteleri bilimsel açıdan incelediğimizde bütün olup biten yaklaşık 1200 g olan beynimizde bulunan yaklaşık 100 milyar kadar hücre arasındaki çok küçük elektriksel sinyallerin sürekli olarak merkezler arasındaki hareketidir. Düşüncenin oluşumu da bunun eyleme dönüşmesi de tamamen elektronik sinyaller aracılığı ile olmaktadır. Bu sinyaller boyutların çok küçük olduğu mikro evren de gerçekleşmektedir. Mikro evrende (uzunluk<< 10-6m) gerçekleşen bu olaylar yine bu evrenin kurallarıyla ancak gerçekleşebilir. Mikro evreni yöneten yasaları konu alan kuantum fiziği bu alanda yapılacak çalışmaların olmazsa olmazı konumundadır. Zira kuantum fiziği mikro evreni yöneten yasaları aslında 1900 yılından beri araştırmakta ve çok önemli ölçüde de çözümlemiştir. Bu nedenle insan beyninde meydana gelen düşünceler ve bunların yönetilmesi, eyleme dönüşmesi konusu kuantum fiziği yasalarının yönetimi altındadır. Örneğin mikro evrende tünel olayı gerçekleşir, yani bir elektron kendi enerjisinden daha büyük bir enerji barajını aşıp barajın arka tarafına ulaşabilir. Bu kuantum mekaniksel ve mikro dünyaya ait bir olaydır ve her an gerçekleşir. Buna benzer bir çok olay yine kuantum dünyasında şuanda gerçekleşmektedir.

   Kuantum fiziğinin düşünce dünyamız ve bunun yönetilmesinde nasıl kullanılabileceğine geçmeden önce mikro dünyayı şekillendiren yada yöneten kuantum evreni nin bazı çok temel bulgularına kısaca göz atarsak şunları özetleyebiliriz.

1-Mikro Evrenin Hareketliliği (Dinamizmi): Kuantum Fiziğinde ve dolayısıyla mikro evrende her şey mutlak anlamda hareket halinedir. Durağan yada statik hiçbir tanecik yoktur. Zaten kuantum fiziği statik sistemlerle ilgilenmez. O halde mikro dünyanın en temel özelliklerinden birisi mikro evrenin dinamik olmasıdır.

2-Mikro Evrende Kesiklilik (süreksizlik) yada Kuantizasyon: Enerjinin aslında sürekli olmadığı fikri ilk kez kuantum fiziğinin en önemli kurucularından biri olarak anılan Max Planck tarafından 1900 yılındaki fizik kongresinde ortaya atılmıştır. (Enerji = n h f ….burada n bir tam sayı, h Planck sabiti olarak adlandırılan evrensel bir sabit ve f de frekanstır.) Bu düşünce o güne kadar var olan düşünceleri temelden sarsmış ve yeni bir dünyanın yani kuantum dünyasının doğmasına neden olmuştur. Madde yani kütle mikro dünyada kuantizedir yani madde belli noktalarda bulunan atomlardan meydana gelmiştir. Einstein’ın “Enerji ile kütle eşdeğerdir.” ( E=mc2 ) ifadesi ile bu fikir birleştirildiğinde enerjinin kuantize olması gerektiği hemen anlaşılabilir. Artık hakkında hiçbir kuşku bulunmayan bu kesin gerçek bizi daha sonra momentum, konum, hız ve açısal momentum gibi bir çok kavramın mikro dünyada kuantize olduğunu keşfetmemizi sağlamıştır.

3- Mikro Evrende Dalga Fonksiyonu (Ψ): Mikro evrenin kuantize oluşu daha sonra Erwin Schrödinger’i mikro dünyadaki bütün taneciklerin uyması gereken bir denkleme götürmüştür. Bu denklem ünlü Schrödinger Dalga Denklemi’dir. Bu denklemin en önemli yeniliklerinden biri taneciklerin davranışının bir matematiksel fonksiyon (Ψ) tarafından tanımlanmasıdır. Bu fonksiyonun belirlenmesi ile söz konusu taneciğin bütün özellikleri belirlenmiş oluyor. Bu şekilde (Ψ) nin devreye girmesi ile bunun karesine eşit olan olasılık yoğunluğu devreye giriyor. Yani parçacıklar uzayın belli noktasında belli bir anda belirli bir olasılıkla var olabilmektedir. Böylece klasik fizikteki determinizm ortadan kalkıyor ve olasılıklar devreye giriyor. Artık hiçbir şey eskisi kadar kesin değil yada hiç kesin değildir. Ancak bazı olasılıklarla tanecikler belli yerlerdedir. Ünlü fizikçi Einstein dahi bu gerçeği kabul etmekte zorlanmıştır ve “Tanrı asla zar atmaz” demiştir. Ancak gerçek odur ki mikro dünyada kesinlik yok ve olasılıklar vardır.

4- Mikro Evrende Heisenberg Belirsizlik ilkesi: Olasılıklar fikri daha sonra Heisenberg’i olasılıkların olduğu yerde belirsizlikler de vardır fikrine götürmüş ve kendi adıyla anılan yine çok önemli bir yasa olan belirsizlik ilkesini ortaya koymasını sağlamıştır. Artık yapılan ölçümler kesin değildir. Her ölçümde bir belirsizlik vardır. Eğer siz örneğin elektronun konumunu ve ona bağlı olan hızını ölçmek isterseniz, konumu ne kadar doğru ölçerseniz o ölçüde hızını ölçemezsiniz yada hızını ölçmedeki belirsizlik artar. Bu belirsizlik sadece mikro evrende etkili olabiliyor. Makro evrende belirsizlik çok küçük olduğu için hiçbir etkisi yok biz bunu doğal olarak algılamıyoruz.

5- Mikro Evrenin Dual (ikili) Yapısı: Fizikçileri şaşırtan bir başka çok önemli konuda mikro evrende yada atomik boyutlarda maddenin ve ışığın dual (ikili) karakteridir. Diğer bir deyişle madde yani tanecik bazen dalga karakterine bazen de tanecik karakterine bürünür. Aynı dual karakter ışık için de net bir şekilde gözlenmiştir. Işık bazen tanecik yani foton gibi bazen de dalga gibi davranır. Ancak ya biri yada öteki duruma hakimdir. İkisi de aynı anda varolamazlar.

6- Mikro Evrende Tünel olayı: Kuantum fiziğinin diğer bir çok önemli gözlemi tünel olayı olarak isimlendirilen olaydır. Bu olay bize mikro dünyada örneğin bir elektronun olmaması gereken yerde bulunabileceğini göstermiştir. Klasik açıdan bir elektron kendi enerjisinden büyük bir duvarı aşarak duvarın arka tarafına geçemez. Oysa kuantum mekaniksel denklemler ve gözlemlerimiz göstermiştir ki, bu mikro dünyada her an gerçekleşen olağan bir olaydır. Örneğin elektronik aletlerimizde kullandığımız transistorler de bu olay çok olağandır.

7-Karşılıklı Etkileşim (Correspondence) İlkesi: Kuantum fiziği ile klasik fizik arasındaki ilkeler ve yasalar bu denli çelişkili olduğuna göre acaba nerede ve nasıl bu ikisi kesişebilir diye bakıldığında ise şu sonuç net olarak bulunmuştur. Kuantum fiziği yasalarından klasik fizik yasaları elde edilebilmektedir (tümevarım ilkesi). Yani mikro dünyanın verilerinin birleştirilmesi ile makro dünya hakkında bilgiler elde edilebilmektedir. Bu tersinir olmayan bir ilişkidir. Yani makro dünya (klasik fizik) yasalarından mikro dünya (kuantum fiziği) yasaları elde edilemez.

Yukarıda çok kısaca ifade edilen ve bunlar gibi bir çok bilimsel yasa insan düşüncesinin de üretildiği ve yönetildiği yer olan insan beyninde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla insan beyninin işletim sisteminin bu yasalara uymak zorunluluğu açıktır. Normal insan sağduyusu ve mantığı ile çelişen bu bulgular mikro evreni şekillendirdiğinden insan düşüncesini de mutlak anlamda şekillendirmektedir. O halde yapılması gereken şey bu yasaların yardımıyla insan beyninin işleyiş mekanizmasını kuantum fiziği yasaları ile yeniden çözümlemektir. Ancak bu konu o kadar da kolay olamamaktadır. Aslında oldukça farklı ve karmaşık bir çalışma alanına girmiş oluyoruz. Zira insan yaşamını yöneten beyinsel aktiviteler yada kısaca düşüncelerin çözümlenmesi yada yönetilmesi konusu bir çok disiplinin birlikte çalışmasını gerektiren bir konudur. Ancak çözümlemenin beklide en önemli aşamasını, mikro evrendeki kuantum fiziksel yasaların insan düşüncesine uyarlanması oluşturmaktadır.

Mikro dünyayı yöneten kuantum fiziksel yasalar ile yine mikro dünyanın ürünü olan insan düşüncesi birleştirildiğinde çok temel anlamda öne çıkan bazı noktalar şunlardır.

1- Düşüncenin Kuantizasyonu: İnsan düşüncesi fiziksel açıdan incelendiğinde enerji anlamına gelmektedir. Düşünce, mikro tanecikler olan beyin hücreleri tarafından meydana getirildiğine göre mikro evren in yasalarıyla yönetilmelidir ve kuantize olmak zorundadır. Gerçekte yaşam, beyinde düşünce kuantları nın oluşması ve bunların insan bedenini yönetmesi anlamını taşımaktadır. Herhangi bir düşüncenin yönetilmesi yada yönlendirilmesi o düşünceyi oluşturan çok küçük elemanter parçacıklar olan düşünce kuantlarının yönetilmesi anlamına gelmektedir. Bu olay ise bütün bir düşüncenin kontrol edilmesine oranla çok daha kolay olmalıdır. Çünkü düşünce kuantları enerji miktarı olarak değerlendirildiğinde düşüncenin tamamına göre çok daha küçüktür. Bu anlamda yapılması gereken şey kuantum fiziği yasalarını kullanarak düşünce kuantlarının ortaya çıkışı ve gelişiminin çözümlenerek kontrol edilmesidir. Her hangi bir olay yada konu hakkındaki özellikle olumsuz ve rahatsız edici istenmeyen düşünceler bu şekilde ayıklanarak yok edilebilir ve istendik türden yapıcı ve olumlu düşüncelerin ortaya çıkması sağlanabilir.

2- Düşüncenin Matematiksel İfadesi: İnsan düşüncesi bir çeşit enerji olduğuna göre ona eşlik eden ve onu tanımlayan bir matematiksel dalga fonksiyonu yani düşüncenin fonksiyonu olmalıdır. Bu fonksiyon o düşünceye ait her türlü bilgiyi içinde barındırır. Dolayısıyla tespit edilmesi durumunda o düşünceye ait her şey bilinir duruma gelecektir. Özellikle istenmeyen düşüncelere ait fonksiyonların belirlenmesi ile o düşüncenin çözümlenmesi ve ortaya çıkmasının yada yok edilmesinin sağlanması mümkün olabilecektir. Burada önemli olan nokta kuantum fiziği yasaları ile dalga fonksiyonunun bulunmasıdır.

3- Düşüncedeki Tünel Olayı: İnsanların yaşamları boyunca karşılaştıkları ve aşılması mümkün olamayan engeller (düşünsel ve yaşamsal sorunlar) gerçekte özel bir teknik ile yani tünel olayı ile aşılabilir. Bu bir elektronun gerçekleştirdiği tünel olayından asla farklı değildir. Bunun için gerekli koşulların sağlanması ve nasıl yapılacağının kuantum mekaniksel anlamda belirlenmesi gerekmektedir. Böylece üstesinden bir türlü gelemediğimiz yaşamsal sorunlarımızı bu özel teknik sayesinde yeterli enerjimiz olmasa dahi aşabilecek ve yeni ufuklara doğru rahatlıkla yol alabileceğiz.

4- Düşüncede Tümevarım ilkesi: İnsan beyninde meydana gelen düşünce kuantları nın birleştirilmesi ile düşüncenin bütünlüğü yani makro düşünceler elde edilebilir. Böylece mikro düşünce kuantları ndan makro düşünce bloklarına geçiş yapılabilir. Bu düşünce blokları doğrudan yaşamımıza ait düşünceleri, kararları, eylemleri kısacası her şeyi kapsamaktadır.

Sonuçta insan beynindeki düşüncelerin fizyolojik anlamda çok küçük elektronik sinyallerden meydana geldiği ve dolayısıyla da enerji olduğu gerçeğinden hareketle insan düşüncesinin de kuantize olduğu ortaya çıkmaktadır. O halde sorun bu düşünce kuantlarının kontrol edilmesi ve yönetilmesi sorunudur. Düşüncenin süreksizliği yada kuantize olduğu gerçeğinden hareketle hepimizin sıkıntıya girdiği ve istemediği yada kurtulmaya çalıştığı düşüncelerden ve dolayısıyla da eylemlerden kurtulması mümkün olabilecektir. Bir anlamda insanın mutluluğu bu şekilde ciddi olarak artırılabilir. Ancak bunun için sadece düşünce yönetiminin kuantum mekaniksel teorilerinin geliştirilmesi yetmez, buna ilaveten bu modellerin insana kazandırılması için nasıl bir eğitim sürecinin gerektiği de ortaya konmalıdır. Bu gerçekte ciddi çalışma ve sabır gerektirmektedir. Her şeye rağmen, kısa bir süre sonra insan zekasının harika birikimleri ve kuantum fiziği sayesinde yine insan zekasının ortaya çıkardığı ve insanın mutluluk yollarını tıkayan engeller rahatlıkla aşılabilecektir.

HIZLI OKUMA...

 HIZLI OKUMA HAKKINDA YANLIŞ BİLDİKLERİMİZ…


1. Anlamak için yavaş okumak gerekir?Hızlı okumaya gerek yoktur.

2. Kelime kelime okumak gerekir!kelime gruları halinde hızlı okumamızı sağlar buda yararsızdır.

3. Her okuduğumu anlamalıyım!

4. Okuduklarımın hepsini hatırlamalıyım!hızlı okursam anlamam.

5. Anlamım kaçırdığım yerleri dönüp hızla tekrar okumalıyım!

6. Parmakla takip okuma hızımı yavaşlatır!

7. Okuma hızı değişmez!

8. Okuma hızı arttıkça anlama seviyemiz düşer!

9. Hızlı okumak gözlerimizi ve beynimizi yorar!

10. Anlamak için kelimelere odaklanmalıyım!hızlı okuma bunu olumsuz etkileri.

11. Ne kadar çok zaman ayırırsak o kadar çok öğreniriz!

12. Müzikle ders çalışılmaz!



Şimdi bunları doğru olup olmadıklarım bir bir değerlendirelim:

1. Anlama için yavaş okumak gerekir!

Beynin dakikada 1000 sözcükten fazlasını deşifre edebilir. Bunun için daha
zeki olman gerekmez sadece göz ve beyin ilişkinin eğitilmesi gerekir. Ancak
biz bu güne kadar kendimizi yavaş okumaya şartlandırdığımız için yeteneğimizi köreltmiş durumdayız. Bir kaleciye daha yumuşak toplar atarak belki kontrol etmesin! kolaylaştırabilirsin ancak yakalama reflekslerin! azaltarak
onun meslek hayatım da karartmış olursun. Beynimiz ihtiyaçlarımızdan daha
fazla gelişmiş bir aygıttır. Beklentilerin! yükseltirsen daha fazlasını becerecek
yeteneğin! de geliştirmiş olacaksın. Lütfen bu potansiyelin! küçümseyerek
beynini kısıtlama.

Gözümüz okurken saptama ve sıçrama olmak üzere iki hareket yapar. Kelime kelime okumak yerine her saptamada birden fazla sözcüğü anlayacak şekilde görebiliriz.



2. Kelime kelime okumak gerekir!

Amaç kelimeleri okumak mı; yoksa kelimelerden oluşan cümleden anlam
çıkarmak mı? Kelimeleri 'Hatice'ye, sonucu 'Netice'ye benzetirsek, hatice ile
meşgul olurken neticeyi kaçırmamak gerekir. Özellikle uzun paragraflarda
cümlenin sonuna geldiğimizde başım kaçırabilmekteyiz. Kelimeleri anlıyoruz,
ne de olsa Türkçe! Peki neden anlamı kaçırıyoruz? Hatta bazen iki kez okuduğumuz halde... Kelime okuma alışkanlığım bir kenara bırak hızlı ve ritmik görme yeteneğini geliştirerek kelimeleri gruplar halinde görmeye çalış. Bunu ilk yaptığında, Böyle de okunmuyor ki? diye düşünebilirsin. Tesbitin doğru. Zaten okumam beklemiyoruz. Hem bu işi birkaç dakika içinde yapabilecek olsaydın HIZLI OKUMA konuşu ile ilgili bir çalışma yapma gereği duymazdın değil mi?

3. Her okuduğumu anlamalıyım!

Her okuduğunu anlamaya çalışma. Bunu başarabilmek için okumadan önce neyi anlaman gerektiğin! anlaman gerekir. Hızlı bir göz gezdirme alışkanlığı sana büyük bir avantaj sağlayacaktır.


4. Okuduklarınım hepsini hatırlamalıyım!

Buna ezber denir. Ezber yeteneğini geliştirmek öğrenme becerisin! geliştirmekten daha fazla çaba ister. Nasıl ki duyduklarımızın hepsini hatırlamamız gerekmiyorsa okuduklarımızın da hepsini hatırlamak gerekmeyecek.

80/20 kuralı:

80/20 kuralına göre, işlerin %80 %20'lik bir zaman diliminde yapılır. Ya da bitirilen bir işin D80ini onun için çalışan insanların %20 tamamlar. Okuma işleminde bu kural şöyle ifade edilir: Kilit bilgilerin yüzde 80'i, yazılı metin yüzde 20'sinde bulunur, îşte hangi ^20'si sorusunda zeka decereye girer.


5. Anlamım kaçırdığım yerleri dönüp hızla tekrar okumalıyım!

Bundan daha doğal ne olabilir? Anlamadığım bir yeri gerekirse tekrar
okurum diye düşünebilirsin. Haklısın bu güne kadar hep böyle yaptın çünkü. Bir defada okuyup anlayabilecekken, her anlamadığında geri dönerek artık bir defada anlama yeteneğim köreltmiş oldun. Aklım ve gözünü ileriyi görmeye tutarak dikkatin! geriye değil de ileriye odaklarsan başta kaçırmış gibi düşündüğün anlamları kaçırmadığını göreceksin.

6. Parmakla takip okuma hızımı yavaşlatır!

Ya merak ediyorum, parmak kimin parmağı? Peki bu parmağın sana ne
garezi olabilir ki hızım yavaşlatsın? Belki burada kastedilen kelime okumak
için bir de parmağım kullanırsan bu hızım yavaşlatır. Peki bir de 1+1 kuralım denemeye ne dersin? Şöyle ki bir sözcüğü okurken gözünü bir sonraki kelimeye kaydırmak üzere parmağım (kalem de olabilir) kullan. Bunu bir dakika yaptığında, başta anlamadığım düşünsen bile, bir süre sonra okumadaki hızının iki kat arttığım ve gittikçe daha iyi anlamaya başladığım tecrübe edeceksin.


7. Okuma hızı değişmez!

Dakikada kaç kelime okuduğumu bana çok sık sorarlar. Ben de: Her halükarda sizden 5 kat daha hızlı okurum diyorum. Kendinden daha fazlasını talep edersen daha fazlasını elde edebileceğini sen de göreceksin.

8. Okuma hızı arttıkça anlama seviyemiz düşer!

Şu ana kadar edindiğin deneyim bu görüşü doğruluyor olabilir. O zaman
bir de şöyle soralım: Acaba anlamam olumsuz etkileyen hızlı okuman mı yoksa yetersiz dikkatin mi? Hız dikkati de motivasyonu da arttırır. Zannedildiğinin aksine hız arttıkça dikkatin azalmaz tam tersi artar. Kısıtlanmış zaman
içinde yaptığın şeye dikkatin! daha yoğun verebilirsin.



9. Hızlı okumak gözlerimizi ve beynimizi yorar!'

Beynimize haksızlık etmeyelim o kesintisiz güç kaynağımız. Yorulma keyfiyeti göstermesi hayatımızı felç eder, belki de öldürür. Zaman zaman yaşadığımız ve beyin yorgunluğu olarak algıladığımız şey aslında fiziksel yorgunluktur. Gözlerin! kapatıp birkaç dakika dinlenmek saatlerce uyumuş etkisi yaparak seni dinlendirecektir. Gözlerin, kol, bacak kasları gibi geliştirilebilir.

Umarım bunları birkaç dakika yapıp bırakmazsın. Uygulamaları gerektiği gibi sürdürürsen gözlerin de yorulmaz beynin de!

10. Anlamak için kelimelere odaklanmalıyım!

7-14 saniye içinde okunan kelimelerden bir anlam çıkartamayınca tekrar
okuma gereği duyarız. Onlarca kelimeden oluşan cümleler üzerinde sörf yapıp, istenen cevaba ulaşmak öğrenilebilir. Bunun için kelime kelime okumak
gerekmez.

11. Ne kadar çok zaman ayırırsak o kadar çok öğreniriz!
Bir şeyi bitirmek için ne kadar çok geniş takılırsan, dikkatin o kadar çok
dağılır. Benim önerim şu test çözme adedin aynı kalsa bile harcadığın süreyi %ÎQ azalt. Ders çalışma süreni D30 azaltarak aynı miktarda konuya çalışmaya devam et. Göreceksin ki daha iyi konsantre olacak, daha kısa sürede
daha fazla anlayacak ve sınavda puanların belirgin ölçüde artacak. Tabii bu
da sana yol, elektrik, su olarak geri dönecek.

12. Müzikle Ders Çalışılmaz!

Hem müzik dinle, hem ders çalış. anlamında söylenmişse: bu dikkatim
dağıtabilir. Dinlenilen müziğin sözlerinden ziyade içindeki ritim hızım ve
dikkatin! geliştirir. Bu açıdan bakıldığında hızlı müzik konsantrasyonu ve
dikkati koruya bileceği gibi motivasyonu da arttıracaktır.

ALINTIDIR :www.cemalkondu.com



 

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE ..!
EN KRAL 1 0 ' da birinci :
Aşk Bir Izdırap
ZARA
*......*......*......*......*......*......*......* *......*......*......*......*......*......*......*
MİSAFİRLERİM
*......*......*......*......*......*......*......* *......*......*......*......*......*......*......*
******************************************
*~*~*~*~*~*
*~*~*~*~*~*
******************************************