Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Image Hosted by ImageShack.us


Ne mutlu TÜRK 'üm diyene...

güleryüzlü site...

*~*~*~*~* ‘ HOW HAPPY IS HE WHO CAN SAY “ I am a Turk..! " ' *~*~*~*~*

Yazılar

İngilizce hikaye...Rumplestiltskin


BY THE side of a wood, in a country a long way off, ran a fine stream of water; and upon the stream there stood a mill. The miller's house was close by, and the miller, you must know, had a very beautiful daughter. She was, moreover, very shrewd and clever; and the miller was so proud of her, that he one day told the king of the land, who used to come and hunt in the wood, that his daughter could spin gold out of straw. Now this king was very fond of money; and when he heard the miller's boast his greediness was raised, and he sent for the girl to be brought before him. Then he led her to a chamber in his palace where there was a great heap of straw, and gave her a spinning-wheel, and said, 'All this must be spun into gold before morning, as you love your life.' It was in vain that the poor maiden said that it was only a silly boast of her father, for that she could do no such thing as spin straw into gold: the chamber door was locked, and she was left alone.

She sat down in one corner of the room, and began to bewail her hard fate; when on a sudden the door opened, and a droll-looking little man hobbled in, and said, 'Good morrow to you, my good lass; what are you weeping for?' 'Alas!' said she, 'I must spin this straw into gold, and I know not how.' 'What will you give me,' said the hobgoblin, 'to do it for you?' 'My necklace,' replied the maiden. He took her at her word, and sat himself down to the wheel, and whistled and sang:

'Round about, round about,
   Lo and behold!
Reel away, reel away,
   Straw into gold!'
And round about the wheel went merrily; the work was quickly done, and the straw was all spun into gold.

When the king came and saw this, he was greatly astonished and pleased; but his heart grew still more greedy of gain, and he shut up the poor miller's daughter again with a fresh task. Then she knew not what to do, and sat down once more to weep; but the dwarf soon opened the door, and said, 'What will you give me to do your task?' 'The ring on my finger,' said she. So her little friend took the ring, and began to work at the wheel again, and whistled and sang:

'Round about, round about,
   Lo and behold!
Reel away, reel away,
   Straw into gold!'
till, long before morning, all was done again.

The king was greatly delighted to see all this glittering treasure; but still he had not enough: so he took the miller's daughter to a yet larger heap, and said, 'All this must be spun tonight; and if it is, you shall be my queen.' As soon as she was alone that dwarf came in, and said, 'What will you give me to spin gold for you this third time?' 'I have nothing left,' said she. 'Then say you will give me,' said the little man, 'the first little child that you may have when you are queen.' 'That may never be,' thought the miller's daughter: and as she knew no other way to get her task done, she said she would do what he asked. Round went the wheel again to the old song, and the manikin once more spun the heap into gold. The king came in the morning, and, finding all he wanted, was forced to keep his word; so he married the miller's daughter, and she really became queen.

At the birth of her first little child she was very glad, and forgot the dwarf, and what she had said. But one day he came into her room, where she was sitting playing with her baby, and put her in mind of it. Then she grieved sorely at her misfortune, and said she would give him all the wealth of the kingdom if he would let her off, but in vain; till at last her tears softened him, and he said, 'I will give you three days' grace, and if during that time you tell me my name, you shall keep your child.'

Now the queen lay awake all night, thinking of all the odd names that she had ever heard; and she sent messengers all over the land to find out new ones. The next day the little man came, and she began with TIMOTHY, ICHABOD, BENJAMIN, JEREMIAH, and all the names she could remember; but to all and each of them he said, 'Madam, that is not my name.'

The second day she began with all the comical names she could hear of, BANDY-LEGS, HUNCHBACK, CROOK-SHANKS, and so on; but the little gentleman still said to every one of them, 'Madam, that is not my name.'

 The third day one of the messengers came back, and said, 'I have travelled two days without hearing of any other names; but yesterday, as I was climbing a high hill, among the trees of the forest where the fox and the hare bid each other good night, I saw a little hut; and before the hut burnt a fire; and round about the fire a funny little dwarf was dancing upon one leg, and singing:

"Merrily the feast I'll make.
  Today I'll brew, tomorrow bake;
  Merrily I'll dance and sing,
  For next day will a stranger bring.
  Little does my lady dream
  Rumpelstiltskin is my name!"
When the queen heard this she jumped for joy, and as soon as her little friend came she sat down upon her throne, and called all her court round to enjoy the fun; and the nurse stood by her side with the baby in her arms, as if it was quite ready to be given up. Then the little man began to chuckle at the thought of having the poor child, to take home with him to his hut in the woods; and he cried out, 'Now, lady, what is my name?' 'Is it JOHN?' asked she. 'No, madam!' 'Is it TOM?' 'No, madam!' 'Is it JEMMY?' 'It is not.' 'Can your name be RUMPELSTILTSKIN?' said the lady slyly. 'Some witch told you that!-- some witch told you that!' cried the little man, and dashed his right foot in a rage so deep into the floor, that he was forced to lay hold of it with both hands to pull it out.

Then he made the best of his way off, while the nurse laughed and the baby crowed; and all the court jeered at him for having had so much trouble for nothing, and said, 'We wish you a very good morning, and a merry feast, Mr RUMPLESTILTSKIN!'

alıntı:http://www.mordent.com

BÜLBÜL İLE HÜKÜMDAR

BÜLBÜL İLE HÜKÜMDAR

Bir zamanlar dünyanın en güzel sarayına sahip bir hükümdar varmış. Fakat, sahip olduğu güzelliğin farkına varmayan talihsiz biriymiş bu hükümdar. Sarayının aynı güzellikte bir de bahçesi varmış ki, ucu bucağı görünmezmiş. En güzel çiçekler ekiliymiş orda. Halkın arasında konuşulanlara bakılırsa bahçeden daha güzel olan şey, o bahçenin içinde yaşayan bir bülbülmüş. Öyle güzel bir ötüşü varmış ki bülbülün, şöhretini duyanlar uzak ülkelerden bile onu görmek için oraya gelmek istermiş.
Bu bülbülün ünü hükümdarın kulağına kadar gelmiş. İşin garip yanı ise, hükümdarın bu bülbülden haberinin olmamasıymış. Bu yüzden, çok sinirlenmiş hükümdar. Vezirini çağırıp; "Bu ne demek oluyor şimdi?" demiş, "Benim sarayımın bahçesindeki bülbülden benim niye haberim yok?"
Vezir cevap veremmiş. Çünkü bülbülden onun da haberi yokmuş. Hemen bahçıvanı çağırtıp; "Söyle bakalım" demiş, "saraydan bütün dünyanın duyduğu bir bülbül varmış. Neden benim haberim yok? Bahçıvan; "Bağışlayın efendim!" Vezir: "Çabuk onu bulun bana!" diye bağırmış.
Bahçıvan, her yeri aramış taramış, herkese sormuş ama bülbül bulamamış.
Vezir çare olarak, hükümdara "Bu birilerinin uydurduğu bir şey olsa gerek" demiş.
Hükümdar daha da hiddetlenmiş ve "Hayır, bu olamaz! Bunu bana güvendiğim birisi söyledi. Hemen bülbülü bulun, yoksa hepinizi cezalandırırım" demiş. Sarayın mutfağında çalışan bir kız bahçıvana gelip; "Aradığınızı burada bulamazsın!" demiş "ama isterseniz ben sizi onun yanına götürürüm."
Buna çok sevinen saray görevlileri hemen bülbülün yaşadığı ormanını yolunu tutmuşlar.
Bülbülün yaşadığı yere gelince; "Küçük bülbül!" diye bağırmış kız. Bülbül bir ağacın dalında görününce, "Hükümdar, seni görmek ve sesini duymak istiyor. Bizimle gelmezsen hepimizi cezalandıracak" demiş.
Bülbül bunu kabul edince, yolda onun sesinden şarkılar dinleyerek birlikte saraya dönmüşler.
Hükümdarın huzuruna çıkarılan bülbül, güzel sesiyle şakıya başlamış. Öyle yanık ötmüş ki, hükümdar hem duygulanıp gözlerinden yaşlar akıtmış, hem de çok mutlu olmuş. Bülbüle "dile benden ne dilersen!" demiş. Bülbül "en güzel hediye, sizi mutlu görmek" diye cevaplamış onu.
Bütün herkesin sevgisini kazanan bülbül, saraydakilerin baş tacı olmuş. Bundan sonra sarayın bahçesinde yaşamaya, zaman zaman da güzel sesiyle hükümdara şarkılar söylemeye başlamış. Bütün ülke halkı, bülbülün şarkılarını dinlemek için sarayın çevresine toplanırlarmış arada bir.
Günlerden bir gün hükümdara bir hediye sandığı gelmiş. Açtıklarında içinden mücevherler ile değerli taşlarla süslenmiş oyuncak bir bülbül çıkmış ortaya. Bir kurma kolu varmış bu camdan yapılmış oyuncak bülbülün üstünde. Bunu ayarladığınızda gerçek bir bülbül gibi ötmeye başlıyormuş. Bir zaman sonra, gerçek bülbül hükümdarın bu oyuncak bülbül geleli kendisiyle ilgilenmediğini görünce üzülmüş ve bir fırsatını bulup saraydan kaçmış.
Her gün güzel sesiyle ötmeye devam eden oyuncak bülbül ise, günün birinde bozuluvermiş. Hükümdar bülbülün sesine öylesine alışmış ki, o zaman gerçek bülbülün eksikliğini farketmiş ve ona haksızlık ettiğini anlamış. Üzüntüsünden hasta olup yataklara düşmüş. Hükümdar günden güne daha da kötüleşmiş ve halk onun durumuna çok üzülmüş. Onu yatağında çaresiz şekilde görünce, artık iyileşmeyeceğini düşünüp yeni bir hükümdar seçmek istemişler hemen.
Hükümdarın hastalığı ve yeni hükümdar seçileceği haberleri saraydan kaçan bülbüle kadar ulaşmış. Hükümdarın sevgisini ve pişmanlığını öğrenen bülbül, ona yardımcı olmaya karar vermiş. Hemen gelip hükümdarın yattığı odanın penceresine konmuş ve güzel sesiyle tekrar tekrar şarkılar söylemeye başlamış.
Hasta yatağında bülbülün sesini duyan hükümdar, kendine gelmeye başlamış. Nihayet sabaha yakın, hükümdar iyileşip ayağa kalkmış. Kendisini iyileştirenin bülbülün sesini duymak olduğunu biliyormuş. Hükümdar bundan sonra onu hep seveceğine; bülbül de ona, arada bir gelip şarkı söyleyeceğine söz vermiş.
Sabah saraydaki herkes hükümdarı ayakta görünce hem çok şaşırmış, hem de sevinmiş.
Hükümdar sonraki hayatını sarayın bahçesindeki güzellikleri doya doya yaşayarak ve bülbülün tatlı nağmelerini dinleyerek geçirmiş.

alıntı:http://lehrer.schule.at

Görme Engelliler Alfabesi

Görme engellilerin alfabesini merak ediyorsanız aşağıdaki adresi tıklayı...

Kutu içine istediğiniz kelimeyi yazın....

Sağ  tarafta görme engelliler alfabesiyle  yeni şeklini görün...

http://www.nedirnedemek.com/nedir/araclar/braille-gorme-engelliler-alfabesi

.

ANA ÖĞÜDÜ

ANA ÖĞÜDÜ

Çiçekleri ezme yavrum
Çiçekler bir yüreğe benzer
Çiçek ezen, insan ezer.
  Sakın sen kuş vurma yavrum 
        En engin bir kardeşlikte       
 Uçar kuşlar gökyüzünde.
Tüfekle oynama yavrum
Şakacığı bile çirkin
Bir canlıyı öldürmenin. 
Gel bir çiçek ol sen yavrum 
Kendi ülkenin renginde
Şu yeryüzü demetinde.
		 	
	

ÜÇ ÖĞÜT

 

ÜÇ ÖĞÜT

Adamın birisi hile ile tuzağına bir kuş düşürdü. Kuş ona dedi ki:
- Ey ulu hoca! Sen şimdiye kadar birçok deve kurban ettin, birçok öküz, koyun yedin! Dünyada onlarla doymadın da, benimle mi doyacaksın? Eğer bırakırsan beni, sana öyle üç öğüt veririm ki, aklın şaşar! Birincisini elinde iken, ikincisini samanla karışık balçıktan yapılma su damın üzerinde, üçüncüsünü de ağacın dalına konduğumda veririm. Bu üç öğütle bahtın iyileşir, rahat edersin. Ne dersin ha? Bak ilkini söylüyorum: “ Olmayacak söze; kim söylerse söylesin, inanma!” Tamam mı?
Adamın akli yattı kusun bilgeliğine, gevşetiverdi parmaklarını, pırrr diye uçtu, azat oldu, duvarın üzerine konup dedi ki:
- Geçmiş, gitmiş şeye gam yeme. Fırsatı kaçırdın diye dövünme! Bak beni bıraktın ama su küçücük bedenimde on dirhem ağırlığında, değerine paha biçilemeyecek bir inci var idi. Sana da, oğullarına da yeterdi de artardı bile! O inci senin hakkındı! Fakat kısmetin değilmiş kaçırdın... Dünyada bir eşi bulunmayacak kadar kıymetli ve emsalsiz idi...
Adam, gebe kadın doğururken nasıl feryat eder, bağırırsa öyle bağırmaya, dövünmeye başladı.
Kuş dedi ki: -Sana geçmiş, gitmiş şeye üzülme, gam yeme diye nasihat etmedim mi? Mademki, geçip gitti... Neden üzülürsün? Sen; ya benim öğüdümü anlamadın yahut da sağırsın! Aslanım, ben kendim üç dirhem gelmem zaten, içimde on dirhemlik inci nasıl bulunabilir?
Adam bu söz üzerine kendine geldi;
- Haydi, dedi... o üçüncü güzel öğüdü de ver bakalım!
Kuş dedi ki: - Allah için, o ikisini iyi tuttun da üçüncüsünü sana bedava söyleyeceğim ha!
Uykuya dalmış, bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum saçmaktır.
Aptallık ve bilgisizlik yırtığı yama kabul etmez!

alıntı:www.gencgelisim.com/

İyi Okuyucu - Kötü Okuyucu

 

İyi Okuyucu - Kötü Okuyucu

 

İyi Okuyucu

1. Anlamak için okur.

2. Kelime gruplarını okur.

3. Bütünü kavramaya çalışır.

4. Seri ve heyecanlı okur.

5. İçten seslendirme yapmamaya çalışır.

6. Geriye dönmez; çünkü kendine güvenir.

7. Kelimelere takılmaz.

8. Çok dikkatlidir.

9. Saatlerce yorulmadan okuyabilir.

10. Esnek okur.

11. Ne istediğini bilir.

12. Gönüllü okur.

 

Kötü Okuyucu

1. Görmek için okur.

2. Kelime kelime okur.

3. Bütünü kavrayamaz, ayrıntılarda boğulur.

4. Pasiftir ve ne yaptığını bilmez.

5. İçten seslendirmeyi sürekli kullanır.

6. Geriye dönmek, anlama yüzdesini artırmak için kullandığı en büyük silahıdır. Çünkü güvensiz okur.

7. Kelimelere takılır.

8. Gözü satır üzerinde daha çok duruş yapar. Bu da çabuk yorulmasına neden olur.

9.  Zorunlu olduğu için okur.

KAYNAK:  CEMAL KONDU bilgi@gencgelisim.

Kitapla İletişim Kurmanın 5 Basamağı

 

Kitapla İletişim Kurmanın 5 Basamağı  

1. Kitabı Hızlıca Tarayın: Bölüm içinde neler olduğu konusunda bir fikir edinmek için ana başlıklar, alt başlıklar, şekil, resim ve grafikler, giriş ve sonuç bölümlerine hızla (3-4 dakikada) ön okuma yapın.

 

2. Sorular Sorun: Ön okuma aşamasında konu ile ilgili sorular oluşturun. Neler öğrenmeyi bekliyorsunuz? Ana başlıklar zihninizde soru işaretleri yarattı mı? Sizce elinizdeki kitap merak ettiğiniz hangi soruların yanıtlarını içeriyor? Bilmediğiniz neleri öğreneceksiniz? Bu tarz sorular kitaba ilginizin artmasını kolaylaştırır.

 

3. Okuyun: Kafanızda oluşan soruları cevaplamak için  okumaya başlayın. Soruların cevabı olan kısımların yanına işaret koyun ve hangi soruya cevap olduğunu belirtin. Tanım, benzerlik, farklılık belirten kısımların altını çizin. Önemli kısımlara farklı işaretler koyun. Ana fikri saptayın, not almayı unutmayın.

 

4. Anlatın: Kitabı ya da okuma parçasını, gerekirse notlarınıza bakarak anlatın. Önce sorulara bakın ve cevaplarını verin. Önemli kısımları açıklayın. Konuyu anlatarak tekrarını yapın. Böylece okuduklarınıza ne kadar hakim olduğunuzu sınayabilirsiniz.

 

5. Test Edin: Okuma parçasına ya da notlara bakmadan okuduklarınızla ilgili kendinizi test edecek sorular sorun ve yanıtlayın. Bu uygulamadan sonra ana fikrin, anahtar sözcüklerin, oluşturulan soruların ve cevapların zincirleme olarak çağrışım yapar hale gelmiş olması gerekir.

KAYNAK:  CEMAL KONDU bilgi@gencgelisim.

Okumanın Kuralları

 

* Kelime kelime okumayın.

* Geriye dönmeyin. Sürekli ileri düşünün.

*Kelimelere takılmayın. Takıldığınızda kelimeyi atlayın. Kelimelerin anlamlarını paragraf içinden çıkarın.

*İlk aşamada ana fikri bulmaya ve anlamaya çalışın.

* Hızlı okumaya şartlanın.

* Dikkatli, heyecanlı, ihtiraslı okuyun.

* Okuduklarınıza değil okuyacaklarınıza odaklanın.

* Kelimelere değil düşüncelere odaklanın.

* Kendinize telkin verin.     

* İçten seslendirme yapmayın.

* Ne kadar hızlı okursanız o kadar iyi anlayacaksınız fikrini beyninize kazıyın.

*Karşınızda çok sevdiğiniz biri varmış gibi okuyun.

Okuyacağınız yazı ile gözleriniz arasında 40-50 cm’lik aralık bırakmaya ve sayfaya kuşbakışı egemen olmanızı sağlayacak bir açı ile bakmaya özen gösterin. Böylece kelime gruplarına odaklanmanız kolaylaşır.

*Başkasına anlatacakmış gibi okuyun.

* Okumak için en verimli ışık olan gün ışığını seçin.

* Sırt üstü yatarak, yüzükoyun uzanarak okumayın.

* Oturduğunuz yer çok yumuşak veya çok sert olmamalı, arkası düz olmalıdır.

* Zihinle beden paralel çalışmaktadır. Zihniniz okumaya hazır değilse bedenin de hazır olmaması doğaldır.

* Okuma pozisyonunuzun düzgün olursa beyninize oksijen ve kan akışı kolay biçimde ulaşır. Gözlerinizin görüş açısından tam faydalanırsınız. Vücudunuz rahatsızken beyniniz de rahatsız olur. Omuriliğinize yönelen elektrik enerjisi akımı, beyin gücünüzü artırmanızı sağlar.

* Dalgınken okuma yapmayın.

*Önce önemli yerlerin, sonra ayrıntıların geldiğini unutmayın.

* Her okuduğunuzu ezberlemeye kalkmayın.

* Neyi, niçin okuduğunuzu bilin. Neyin peşinde olduğunuzu bilmezseniz, bulduğunuzu fark edemezsiniz.

* Kitap okumanın boş zamanda okunacak kadar önemsiz bir olay olmadığının farkına varın.

* Okurken 8-10 dakikada bir, birkaç saniyelik duraklama dönemi yaşanır. Bu doğaldır, bu dönemden hemen sonra okumaya kararlı bir şekilde devam edin; yoksa hayal kurmaya başlarsınız.

*Okuma pozisyonuz doğru olmalı. Her iki ayağınız da yere paralel uzanmalı, sırtınız dik durmalı ve kaslarınız fazla gerilmemelidir.

* Okuma sürenizi önceden belirleyin. Okumaya kararlı devam eden bir Türk gibi başlamalı ve sonuna kadar bir İngiliz gibi bitirmelisiniz.

* Anlamı karıştırılan kelimelerle çok sık karşılaşıyorsanız hızınızı yavaşlatın.

* Okurken farklı şeyler ile meşgul olmaktan vazgeçin. Şimdiye odaklanın.

*Okuma esnasında ortamın ısısının  20 dereceyi geçmesi bedenin gevşemesine ve uykunuzun gelmesine neden olur. Okuma  esnasında 18-19 derecelik sıcaklık uygundur.

*Yemekten hemen sonra değil, 30-45 dakika sonra okumaya başlayın.

*Temel hedefiniz ana düşünceyi yakalamak olmalı. Okuma esnasında önemli bir fikir içeren cümlenin en önemli kelimesine bir işaret koymalısınız.

* Hatırlamaya veya tekrar etmeye değer bulduğunuz yerleri renkli kalemlerle işaretleyin. Ya da not alın.

*Çok ağır metinlerde her paragrafın sonunda biraz duraklayıp hatırlama yapmanız iyi olur.

KAYNAK: CEMAL KONDU bilgi@gencgelisim.

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE ..!
EN KRAL 1 0 ' da birinci :
Aşk Bir Izdırap
ZARA
*......*......*......*......*......*......*......* *......*......*......*......*......*......*......*
MİSAFİRLERİM
*......*......*......*......*......*......*......* *......*......*......*......*......*......*......*
******************************************
*~*~*~*~*~*
*~*~*~*~*~*
******************************************